1 Ekim 2016 Cumartesi

Osmanlı Boğaziçi Deniz Fenerleri

Gemilerin, denizlerde güvenle seyretmeleri ihtiyacına karşılık ortaya çıkan deniz fenerleri, insanoğlunun denizleri kullanmaya başladığı dönemlerden itibaren varolmuşlardır. Deniz vasıtalarının bulundukları yerleri belirlemede önemli bir araç olan fenerler liman, mendirek, kıyı şeridi, ada, şamandıra, yükseklere konan kule, gemiler ve dubalar ile deniz ortasındaki sığlıklar üzerinde yükselerek denizcilerin kılavuzları olmuşlardır.
Denizci bir devlet olarak Osmanlı İmparatorluğu da sularında seyreden gemilerin güvenliğini sağlamak amacıyla sahip olduğu kıyılarını ışıklandırmıştır. Deniz trafiğinin yoğun olduğu Ege adaları, Karadeniz ve özellikle Çanakkale ve İstanbul boğazlarının aydınlatıldığı bilinmektedir. Kıyı şeridi boyunca inşa edilen fener kulelerinin/binalarının yanısıra özellikle Boğaziçi’nde kullanılan ve dizme/alamet/nişan olarak isimlendirilen bir takım malzemelerin de fenerlerle aynı amaca yönelik olarak kullanıldığı görülmektedir. Döneminin teknolojik olanakları doğrultusunda fenerler tesis eden Osmanlılar, uzun bir kıyı şeridine sahip olmanın gerekliliği olarak, 19. yüzyılın başlarından itibaren tüm dünyada gelişme gösteren yeni sistemdeki fenerleri, bünyelerine dahil etmişlerdir.
Osmanlı ülkesinde modern anlamda inşa olunan ilk fenerler 1850’li yıllardan itibaren Osmanlı, İngiltere ve Fransa devletlerinin aralarında yaptıkları görüşmelerin sonucunda yapılmıştı. Kırım savaşı sonrasında, müttefik İngiliz ve Fransız gemilerinin Karadeniz ve İstanbul boğazlarında emniyetle seyredebilmeleri amacıyla varolan fenerlerin yenilenmesi ve bunlara yenilerinin eklenmesi düşünülmeye başlandı. İnşasına karar verilen fenerlerin idaresi için Fransa Posta Vapurları kaptanlarından Marius Michel, maiyetiyle birlikte İstanbul’a gelmiş ve bir Osmanlı memuru olarak 1855 yılında bu işe görevlendirilmişti. Böylece kurulan Fenerler İdaresi, Çanakkale ve İstanbul boğazlarının, asker ve eşya yüklü gemiler için olduğu kadar ticaret için de büyük önem arz etmesinden dolayı fener inşasına ilk olarak buralardan başladı.
Jacques Thobie’nin verdiği listeye göre 1860 yılında Osmanlı kıyılarında çalışır halde bulunan deniz fenerleri şunlardı: Helles/Mehmetçik (1856), Kumkale (1856), Çanakkale (1856), Gelibolu (1856), Kilitbahir/Namazgah (1857), Nağara (1857), Bovali kalesi (1857), Galata/Karakova (1857), Çardak (1857), Marmara/Fener adası (1857), Fenerbahçe (1856), Kızkulesi (1857), Yeşilköy (1857), Ahırkapı (1857), Anadolu ve Rumeli fenerleri (1856), Şile (1859) Karaburun (1856), Balçık-Şable (1856), Sünne ve Yılan adası. Bu fenerlerin bazıları söz konusu tarihlerden önce inşa edilmekle birlikte Fransız idaresi tarafından modernize edilmişti. 1856 yılında Michel ve Müfettiş Garbeyron, İngiliz kaptan Esperan ile birlikte bir Osmanlı gemisine binerek fener inşa olunacak mevkilerin tespit etmişlerdi. İngiliz kaptan, bu keşif gezisini daha sonra iki ayrı rapor olarak Osmanlı idarecilerine sunmuştu. İlk raporunda İzmir-Midilli ve Çanakkale boğazı ile Marmara denizi ve İstanbul’un girişinde yer alan Ahırkapı, Yeşilköy ve Kız kulesi fenerleri hakkında bilgi veren Esperan’ın ikinci rapor Boğaziçi ve Karadeniz’in girişine yapılması uygun görülen fenerler üzerinedir. Raporlarda fenerlerin türleri, yayacakları ışığın rengi gibi birçok ayrıntı hakkında bilgi verilmiştir. Boğaziçi’nin sığlık yerlerine yapılacak fenerlerin yüksek parlaklıkta olmasından çok, kırmızı ve yeşil gibi birbirinden ayırt edilebilecek renklerde düzenlenmesinin daha doğru olacağını belirten Esperan, bu fenerlerin en az üç mil arayla sıralanacaklarını söylemiştir. Buna göre Kuruçeşme, Kandilli, Rumeli Hisarı, Kanlıca, Yeniköy, Tarabya, Anadolu Kavağı fener, direk ve dubaları inşası için gerekli görülen yerlerdir. Esperan daha sonra Anadolu ve Rumeli yakalarında olmak üzere Karadeniz Boğazı’nın girişinde çalışır halde bulunan iki feneri ele almıştır. Bunlardan Rumeli feneri oldukça büyüktür ve Fenerler Müdürü Michel tarafından bazı değişikliklere tabi tutulmuştur. Anadolu feneri ise iki dakikada bir kırmızı ışık yaymaktadır ve cam boyutlarının büyütülmesine karar verilmiştir. Fenerler idaresi ilk olarak bu iki fener üzerine çalışmalarını başlatmıştır.
Fenerlerin masrafları binalarının hazırda olup olmamasının yanısıra kullanılan malzemenin kalitesine göre değişmekteydi. Örneğin Kızkulesi’nin inşa masrafı için 16.000 frank öngörülürken, aparatları ile birlikte 1857 yılında Paris’ten satın alınan ve oldukça büyük ebatlara sahip Ahırkapı fenerinin tahmini masrafı 250.000 franktı. Bu ilk işlemlerden başka ilerleyen zamanlarda bir kısım fenerlerin yenilendiğini görmekteyiz. Buna göre Kızkulesi 1912, Ahırkapı ve Fenerbahçe fenerleri ise 1924 yılında elden geçmişti. Fransızların, fener idaresi işini imtiyaz olarak yürütmeye başladığı 1860 yılı itibariyle birçok yeni fener inşa edildi. Bu fenerler de çeşitli dönemlerde yenilenmişlerdi. 
Fenerler İdaresi tarafından düzenlenen Boğaziçi fenerlerinin ilk özellikleri aşağıdaki gibiydi:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme